Bitkisel Temelli Beslenmek Neden Önemli?

Neden bitkisel beslenme? Çünkü hayvancılık, fosil yakıtlardan sonra sera gazı (GHG) emisyonlarının en büyük ikinci nedeni. Ayrıca ormanların yok olmasının, su ve hava kirliliğinin ve biyolojik çeşitliliğin kaybedilmesinin önemli bir sebebi. Et tüketimimizi azaltmalıyız. Yeni araştırmalar, bitkisel temelli beslenme düzenine geçmenin, bireysel karbon ayak izimizi yüzde 35'e kadar azaltabileceğini ortaya koyuyor. Aslında 3 temel sebebe dayanıyor : İnsan Sağlığı, Gezegenin Sağlığı ve Vicdani Rahatlama

I. İnsan Sağlığı

İkinci Dünya Savaşı sonundan günümüze uzanan 70 küsur yıllık dönemi kapsayan bilimsel araştırmaların ezici çoğunluğu, sırf bitkisel temelli (ve işlenmemiş) gıdalarla beslenme biçiminin insan sağlığı açısından en doğru yol olduğunu net biçimde ortaya koyuyor. Yaygın medyada hemen hemen hiç dile getirilmese de, bu artık tartışma götürmez bir bilimsel gerçeklik olarak ortaya çıkmış durumda.

Biyomedikal araştırmalar tarihinde beslenme, hayat tarzı ve hastalık ilişkisi konusunda insanlarla yapılmış en kapsamlı araştırma “Çin Araştırması” adıyla biliniyor. 1983’ten beri, yani 35 yıldır kesintisiz sürdürülmekte olan, ABD’de Cornell Üniversitesi, Britanya’da Oxford Üniversitesi ve Çin’de Önleyici Tıp Akademisi tarafından ortaklaşa yürütülen Çin Araştırması, epidemiyoloji ve halk sağlığı alanlarında kelimenin tam anlamıyla “devrim” denebilecek sonuçlar ortaya koydu.

Araştırmada beslenme biçimimizle hastalıklarımız arasındaki sayısız bağlantı hep aynı bulguya işaret ediyor: En çok hayvansal gıda (et, süt, peynir, yoğurt, yumurta vb) ile beslenen insanlar, en çok kronik hastalığa yakalananlar oluyor. En çok bitki temelli gıdalarla beslenen insanlarınsa hep en sağlıklı çıktığı, kronik hastalıklara pek yakalanmadığı görülüyor.
İşlenmemiş tam besinler ve bitki temelli beslenme, dünyanın bütün toplumlarında insanların başının belası olan müzmin (kronik) hastalıkları önlemekte, iyileştirmekte ve genel olarak da optimal sağlığı gerçekleştirmekte belirleyici rol oynuyor.
Dünyada beslenme ve sağlık bağlantısını sistematik ve bilimsel olarak ele alan en kapsamlı kitaplarından biri, hatta birincisi sayılan “Çin Araştırması” adlı eserin orijinali 750’nin üzerinde bilimsel referans içeriyor.

Binlerce yıllık kadim doğal-şifa anlayışı ile 21'inci yüzyılın somut bilim anlayışını tarihte belki de ilk kez birleştirmeyi başaran araştırmalar da günümüzde birbiri peşi sıra yayımlanmaya devam ediyor. Bunlar, bitki temelli beslenmenin sağlık ve mutluluk açısından elzem olduğunu –nöroloji ve algıbilim alanlarındaki yeni bulgulardan da yararlanarak– açıkça gösteriyor.

Aynı biçimde, endüstriyel gıda, ilaç ve tıp sistemlerinde büyük bir yozlaşma ve çöküş yaşandığını içten içe ve derinden hisseden, ama gayet güçlü ve karmaşık siyasî ve ekonomik mekanizmaların engellemesi yüzünden bunu bir türlü teşhis edemeyen çoğu insanın nihayet başkaldırmaya başlaması sonucunda dünyanın birçok ülkesinde yükselen bir vegan harekete tanık oluyoruz. Kalp ve damar hastalıklarının, kanserin, şeker hastalığının –hatta obezitenin bile– veraset yoluyla (genetik yoldan) kendilerine intikal ettiğini sanan insanlar bu gafletten uyanıp, kendilerine asıl miras bırakılanın kültürel bir şey, yani ana babalarının yeme-içme alışkanlıkları olduğunu yeni yeni anlamaya başlıyorlar.
2- Gezegenin Sağlığı :
 
Gezegen üzerindeki çevresel etki ve tahribatını azaltmamızın en önemli tek yolu, etten ve mandıra ürünleri tüketmekten vazgeçmek.
Et ve süt ürünleri tüketiminden vazgeçmek suretiyle dünya yüzündeki çiftlik ve tarım alanları kullanımı yüzde 75’in üzerinde bir oranda azaltılabiliyor. Bu alan, ABD, Çin, AB ve Avustralya’nın toplamından daha fazla. Yani Kuzey Amerika, Asya, Avrupa ve Okyanusya kıtalarının büyük bir bölümünde hayvancılık ve tarımı durdurmak ve dünyayı yine de beslemek mümkün.Yalnız mümkün de değil, şart!

Yeni analizler gösteriyor ki, et yemek ve süt mamulleri ile yumurta tüketmekle yalnızca yüzde 18 oranında kalori, yüzde 37 oranında da protein sağlıyoruz, ama tarım alanlarının yüzde 83’ü gibi muazzam bir bölümünü işgal altında tutuyoruz! Bununla da kalmıyoruz üstelik: Küresel ısınmaya yol açarak dünyayı kasıp kavuran sera gazı salımlarının yüzde 60’ını da üretmiş oluyoruz.
Science dergisinde yayımlanan araştırma dünyadaki 190 ülkenin 119’unda 40 bin çiftliğin verilerini derlemiş, yiyip içtiğimiz tüm gıdanın yüzde 90’ını temsil eden 40 gıda ürününün bulgularını ele almış. Bu gıdaların arazi kullanımı, iklim değişikliğine yol açan karbon salımları, temiz su kullanımı, su kirlenmesi (ötrofikasyon), ve hava kirlenmesi (asidifikasyon) bakımlarından gezegendeki tüm izlerini ele almış.

Küresel Gıda ve Tarım Politikası ve Etik Kuralları uzmanı John Hopkins Üniversitesi Bloomberg Kürsüsü Profesörü Jessica Fanzo’nun da vurguladığı gibi, “Gezegenimize zarar vermeden, herkesin gerektiği şekilde beslenebildiği bir düzeni mümkün kılabilmek için, önümüzdeki 30 yılda, ortalama bir kişinin günlük beslenme düzeni, büyük bir değişim geçirmek zorunda. Yeme alışkanlıklarını değiştirerek, gıda üretimini iyileştirerek ve gıda atıklarını azaltarak bu sorunları çözmeye başlayabiliriz.”
 
3- Vicdani Rahatlama
 
İki hukuk felsefecisi akademisyen, Gary Francione ve Anna Charlton “vicdanî rehber” niteliğindeki küçük kitapları İnsan Neden Vegan Olur’ da şöyle yazıyorlar:
“... Bir yandan bazı hayvanları ailemizin birer üyesi olarak görürken, bir yandan da başka hayvanların etine çatal saplamak bir yandan şiddeti, acıyı, işkenceyi ve ölümü gündelik hayatımızın bir parçası haline getirmişken, bir yandan da barışı savunuyormuş gibi yapmak...”

Bir sosyal sorun olarak hayvan sömürüsünü lağvedip kaldırmak için, hayvan sömürüsünü kendi bireysel hayatlarımızdan çekip çıkarmalıyız. Bu da demek oluyor ki, hayvanların ahlaken önemli olduğunu düşünüyorsak, vegan olmamız gerekir.
 
Sonuçta, vicdanî sorumluluğun zaman içinde insanlarda giderek ağır basmaya başladığı görülüyor. Özellikle Batı ülkelerinin bir kısmında, örneğin Almanya’da ve vegan nüfusu son 10 yılda yüzde 300’lük bir artış gösteren (hele son bir senede daha da hızla arttığı görülen) Britanya’da veganlığın hızlı bir şekilde yükselmekte olması umut verici.

Türkiye’de son zamanlarda çeşitli şehir ve kasabalarda yapılan vegan şenliklerine, konferanslarına katılım ve ilgide büyük yoğunluk gözlenmesi de ayrıca kayda değer tabii.

Yorum Yaz